Gelişine Yaşa Hayatı

Kaderimiz mi bizim elimizde, biz mi kaderimizin!

Uzun süredir insanlara konusu açıldıkça kısmi olarak anlattığım şeyleri bir araya toplayıp yazıya dökme arzum vardı. Şu ana nasip oldu demek ki – 27.12.2014…

Aslında sanırım yine de hepsini bir arada tek bir makaleya sığdırmak anlamsız olacağı gibi pek de imkanlı değildi; lakin bir yerden de başlamış olmak gayet güzel bir duygu… Fon müziği I follow you…

3 senelik Rusya Moskova hayatımı sonlandırıp 2015 in başında Türkiye’ye dönüş yapıyorum. ‘I Follow’ demişken kimseyi takip ettiğim falan da yoktu. Takip ettiğim tek şey hayallerim, tutukularımdı aslına bakılırsa.

28-29 lu yaşlarımda, belki Türkiye’de çok erken yaş sayılsa da ki bu tamamen toplumsal sorunumuzdur, kişinin becerilerini yaşıyla ölçmek, benim için önemli sayılabilecek iş ve özel yaşam tecrübeleri elde etmiştim bile. Kanaya kanaya, acıya acıya buralara kadar geldim. Mevlana’nın da dediği gibi aşk bir nasır ayağında, ya acıya acıya yürüyeceksin, ya acıya acıya koparacaksın idi hayat benim için. Ben ise yürümeyi tercih ettim. Sanılmasın ki yürüyüşü bıraktım, koşuyorum hatta; ancak sadece yönünü değiştirme kararı aldım…

Bu yaşa kadar 2 dil öğrenip, 3 tane profesyonel şirkette çalışma imkanım oldu. Harici ve dahili bedbahtlarımı sayıp da ütüleme bölümüne geçmeyeyim.

Neden sebeptir 3-5 ay önce ciddi ve radikal kararlar aldım hayatımda. Bazen ben de inanamıyorum ama oldu işte. Olayın sanırım çıkış noktası da şu olsa gerek ; Kaderimi başkalarının eline bırakmak istemiyorum.

Kurumsal Hayat

Yukarıda da bahsettiğim gibi 3 tane oldukça büyük, sektöründe kendinden söz ettiren firmada çalışma imkanım oldu. Eğer biraz içinizde kıvılcım parlıyorsa, üretmeden duramıyorsanız, kendinizi geliştirmek sizin için bir aşk ise afedersin ama sıçtın güzel kardeşim yanlış yerdesin. Hemen değiştir yön ver hayatına. Sevmezler senin gibi adamları orada. Pısıcan ve oturup ne diyorlarsa onu yapacaksın. Diyor ki ver sen hayatını bize, aylık neyse verelim parasını, ne dersek onu yap. Şükür ki ben 28 de bunu kendi aklım yettiği kadar analiz ettim ve veda ediyorum.

Zaten 24 yaşımda kurumsal hayatına başlayıp 4 sene içerisinde 3 şirket ile olan münasebetimden anlaşılacak ki yeniliği seviyor, tek düze bir hayata tahammül dahi edemiyorum. Bunu sonucu olarak artık kurumsal bir şirkette hayatımı idame ettirmeyeceğime söz verdim kendime.

Her şey çok keyifliydi aslında ilk başlarda. Neden sonra, aslında çalıştığım son şirketimin bunda payı oldukça büyük, yavaş yavaş düşündükçe farklı bir şeyler yapma arzusu beni perçinlemeye başladı. Sabah neden ben illa 8 9 neyse bi saatte kalkmak zorundaydım ve 7 yaşımdan beri buna dayatılıyordum? Üstelik akşam 18.00 iş bitim saati olmasına rağmen birilerine bir şeyleri göstermek için dümenden 1 saat daha çalışıyormuş gibi yapıyor insanlar.

Bir rus şirketinde çalışırken şuna dikkat etmiştim. Çok güzel gelenekleri vardı. Her sene şirketin CEO su şirket çalışanlarının online olarak izleyebileceği ve yazılı sorularını sorabilecekleri bir toplantı düzenlemekteydi. Ne kadar hoş değil mi?

Cümlesinde şöyle diyordu yöneticilere: Eğer çalışanınız 18.00 den sonra çalışmaya devam ediyorsa, çalışma saatlerini verimli geçirmiyor demektir.
Hadi gel bunu Türk’e anlat. Bizde tam tersi çalışıyormuş gibi yap yeterli!

Neler Hedefliyorum?

Bu yaşıma kadar daima çoğu genç gibi aslında paranın gücüne çok inandım. Ama artık görüyorum ki ne kadar çok birilerine bağlı olarak çalışır ve gelir seviyeni yükseltirsen, o kadar kölesi oluyorsun yaşadığın hayatın. Bu yazılarımı kimlere sözlü anlatmadım ki.. Hepsi keşke dediğin gibi yapabilsek der gibi yüzüme bakıp ama borçlarının ama kredilerinin esiri olmuş hala memnun olmadıkları yaşamlarına devam etmek mecburiyetindeler.

Ne zenginler tanıdım da 2 kere yurtdışına çıkmamışlar, ne yaşıtım adamlar tanıdım da girdikleri ev kredileri yüzünden haftasonu eşleriyle herhangi bir etkinliğe katılamamışlar. Yazık değil mi geçen günlerimize, hayatımıza?

Biz türkler nedense 40 50 yaşlarımızda ya da yaşlılığımızda rahat yaşamak için yaşıyoruz bu hayatı. Çok komik değil mi?

Bizler ne yazık ki başarı kriteri para olan bir toplumun eserleriyiz. X kişi x işi yapar ve ne kadar kazandığı ve bindiği araba onun bu işte başarılı olup olmamasının kıstasıdır.

Üniversiteye giren gençlere sıkça sorulan soru şudur; ‘Mezun olunca iş imkanı var mı para kazanabilecek misin?’ bunu hiç farkettiniz mi? Ne yazık ki salt para kazanama hedefi ile üniversitelere gönderilen insanlarız hepimiz. Ne kadar da acı değil mi?

Kimse neden sormuyor mesela, hangi spor dalıyla ilgileneceksin? Her hangi bir enstrüman çalacak mısın? Resim yapabiliyor musun sen arkadaş?

Bunların hepsi hayatın aslında anlamı olan o kadar boş şeyler ki onlara göre…

Artık, en azından bir süre, kendime daha fazla vakit ayırmak, müzikle daha fazla ilgilenmek, temellerini attığım işin devamını getirmek, spora daha fazla vakit ayırmak istiyorum.

Şirketlerinden memnun olmayıp,hatta küfür eden; ama hayatını değiştirmeyen insanların artık enerjimi almasını istemiyorum. Aldığı maaşı başka yerde alamaz korkusuyla patronun fino köpeği gibi yanında dolaşanları görmek istemiyorum. Dünya’dan haberi olmayan, bügün kovulsa bir baltaya sap olamayacak ancak yönetici olmuş adamları görmek istemiyorum.

Moskova’dan bildiriyorum başınıza kar yağsın inşallah, şehrinize soğuklar salsın vs vs… Ben Marmaris’e gidiyorum bi süre.. Ayaklarımın fotoğrafını çekip, abuk sabuk öz çekimler yapmayı hedefliyorum önümüzdeki yaz sezonunda.

E Sonra?

Kasmayın gençler zorlamayın hayatı… Gelişine vurur ve gol olur. Dikkat edin gelişine vurulan gollerin 90% iyi gollerdir. Gelişine yaşayın hayatı. Çok sıktım. Çok zorladım ben. İster Mörfi kanunu ister islam inancı olsun hepsi aynı kapıya çıkıyor. Olmayacaksa olmaz. Biri kısmet demiştir diğeri bir şey olmayacaksa zaten olmaz diye g*tünden element uydurup kanunlaştırmıştır.

Öyle cebimde inanılmaz bir birikimim de yok, yanlış anlaşılmasın. Korkmayın açlıktan kimse ölmüyor ama herkes ölüyor. O yüzden zamanını iyi kullan. Daha fazla nasıl mutlu olabilirsin, daha fazla nasıl gülersin, daha fazla nasıl faydalı olursun bunlara biraz daha ver kendini. Ben en azında son 5-6 aydır öyle yapıyorum ve inanılmaz mutluyum ve her şey yolunda gidiyor.

Ve unutma ki ölürken ‘Keşke şunu yapmasaydım’ demeyeceksin.

Gelişine yaşa hayatı…

 

Not: Yazı 2014 Aralık ayında yazıldı. 2015 i yeni işimle birlikte yaz aylarımı nasıl geçirdiğimi kısa süre sonra paylaşacağım.

About author View all posts Author website

Armağan

1 YorumLeave a comment

Yanıtla

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial